Başbakan’a Açık Mektup

Sayın Başbakan

Türkiye’nin Suriye sınırına çok yakın bir bölge olan Rojava’nın Kobani Kantonu’nda son günlerde yoğun çatışmaların yaşandığı ve bölge halkının evlerini terk etmek zorunda kalarak Türkiye sınırına yığılmaya başladığı, bir süre sınırın karşı tarafında tutuldukları ve daha sonra “çatışmaların çok yaklaştığı” gerekçesi ile Türkiye’ye alındıkları haberleri medyada yer almıştır.

Suriye’de yaşanan çatışmalardan kaçan insanlar, 2011 Nisan ayından beri Türkiye dahil bölge ülkelerine sığınmışlardır. Baştan beri Türkiye sınırlarına gelen mültecilere açık kapı politikası uygulayacağını deklare ederek uluslararası mülteci hukukunun temel bir gereğini yerine getirmiştir. İltica ve göç alanında çalışan sivil toplum örgütleri olarak Türkiye’de bugün iki milyona yakın Suriyeli mülteciye sunulan korumayı takdirle karşılamaktayız.

 

Ancak geçtiğimiz günlerde medyada, canlarını kurtarmak için sınıra yığılan ve Türkiye’ye girmek isteyen mültecilerin Türkiye’ye girişine izin verilmediği yönünde haberler yer almıştır. Siz Sayın Başbakan’ın,18 Eylül 2014 tarihinde medyaya yaptığınız açıklama da bu uygulamanın kaynağı olarak görülmüştür. Türkiye’nin öncelikli hedefinin gerekli yardımların Suriye sınırı içinde yapılması olduğunu, zorunlu kalınmadıkça sınırdan geçişlere izin verilmeyeceğini ve ihtiyaçların orada karşılanması için valiliklere gerekli talimatların verildiğini ifade etmiş olmanızı kaygıyla izlemiş ve size bu mektubu yazmaya karar vermiş idik. Komşu ülkelerde yaşanan savaş ve katliamlardan kaçarak Türkiye’ye sığınmaya çalışan insanların en öncelikli ihtiyacı, güvenli bir bölgeye geçiştir. Sınırın hemen ötesinde yaşanan çatışmalardan ve olası katliamlardan kaçanlar hâlâ Suriye sınırları içindeyken, bu güvenli ortamın mümkün olamayacağı ise açıktır. Bir tampon bölge oluşturulmuş olsa dahi mülteciler bu bölgede tutulamazlar.

Sevindirici olan ise daha sonra yaptığınız ikinci bir açıklama ile geri dönülemez sonuçlar doğurabilecek bu uygulamanın önünü almış bulunuyorsunuz. “Valilere talimat verdik, sınırdan gelecek insanları içeri alacağız” şeklinde yaptığınız açıklamanızı memnuniyetle karşıladığımızı bilmenizi isteriz. Ne var ki savaş ve zulümden kaçarak başka bir ülkeye sığınmak isteyen insanlara yönelik sınır politikasının, günlük kararlarla ve “çatışmanın yaklaşması” gibi muğlak gerekçelerle belirlenmesinin doğurabileceği sonuçların kaygısını da taşıyoruz.

Bu yüzden MHK bileşini örgütler olarak bizler, siz Sayın Başbakan’ın Türkiye’nin “sınır boylarında birikmiş kardeşlerimize hangi etnik, dini veya mezhebi kökeni olursa olsun yardım etmeye hazır”  olduğuna dair beyanatının ilk ve acil gereği olarak,

Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine ve ulusal mevzuatına uygun bir şekilde etnik, dini, mezhebi bir ayrım yapılmadan, pasaport veya başka herhangi bir belgesi olup olmadığına bakılmaksızın, savaş ve zulümden kaçarak Türkiye’ye sığınmak isteyen herkese sınırlarını açık tutmasını,

Türkiye’nin Suriye krizi başında deklare ettiği açık kapı politikasını bugün de uygulamasını,

Türkiye’ye giren mültecilerin azami ölçütlerde kaydının yapılmasını, hassasiyetlerinin belirlenmesini ve gerekli takiplerinin yapılmasını,

Uluslararası standartlara uygun bir şekilde Türkiye içinde sınırdan en az 50 km içeride güvenli yerlerde koruma sağlanmasını,

Son olarak da 21 Ağustos 2014 tarihinde mülteci alanında faaliyet gösteren 14 sivil toplum örgütü olarak yaptığımız açıklamada da vurguladığımız üzere bu türden toplu göç hareketlerini gözönüne alarak gerekli ikincil mevzuatın ivedilikle hazırlanmasını

talep etmekteyiz.

Aksi, savaş ve zulümden kaçan insanların telafisi mümkün olmayan zararlar görmesine neden olabilecektir.

Saygılarımızla

 

MÜLTECİ HAKLARI KOORDİNASYONU:

Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD)

İnsan Hakları Derneği (İHD)

İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)

Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos-GL)

Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der)

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi (UAÖ)